CVZ Dergi

Akademi Ödülleri’nin Sistematik Defosu

Bu yılın Akademi Ödülleri, namıdiğer Oscarlar, geçtiğimiz hafta Dolby Tiyatrosu’nda düzenlenen törenle sahiplerini buldu. Geceye Lady Gaga ve Bradley Cooper’ın Shallow performansı damga vurdu, bir de… şaşkınlık. Binlerce Akademi üyesinin tebessüm ve alkışla gizlemeye çalıştığı bir şaşkınlık hakimdi salona. Birçok sinema eleştirmeni de bu duyguda onlara katılmış olacak ki törenden sonra kazananlar hakkında çok yazılıp çizildi. 

Gecenin en büyük onurlarını alan isimler Olivia Colman (En İyi Kadın Oyuncu), Rami Malek (En İyi Erkek Oyuncu), Alfonso Cuarón (En İyi Yönetmen), ve Green Book ekibi (En İyi Film) oldu. 

Olivia Colman, Yorgos Lantimos yönetmenliğindeki çarpık dram The Favourite’teki performansıyla Oscar’a layık görüldü. Bu ayın başlarında da bu performansı için BAFTA’yla ödüllendirilen Colman’ın zaferi oldukça beklenen bir durum olmasına rağmen salondaki heyecan doruktaydı. Aynı şeyi Bohemian Rhapsody’yle En İyi Erkek Oyuncu ödülünü alan Rami Malek için söylemek zor. Malek’in performansı eleştirmenler ve genel izleyici tarafından beğeni toplasa da diğer adayların yanında sönük kalıyordu. Adaylığı hakettiğinden şüphem olmamasına rağmen “Oscar-worthy” bir performans olmadığı konusunda Peter Bradshaw’a (the Guardian) katılıyorum. Gecenin en büyük ve en tatsız sürprizi ise En İyi Film ödülünü Green Book’un alması oldu. Aynı kategoride BlacKkKlasman’la aday olan yönetmen Spike Lee ise karara karşı memnuniyetsizliğini gizlemedi. 

Kategorinin favorisi olan BlacKkKlansman’ın mağlubiyeti salonda rahatsız bir şaşkınlıkla karşılanırken, film eleştirmenleri ve gazeteciler de Akademi’nin seçimini yerden yere vurdu. Spike Lee 30 yıl kadar önce Do the Right Thing ile aynı kategoride Oscar’a adayken Driving Miss Daisy’e kaybetmişti. Green Book ve Driving Miss Daisy’nin konu ve estetik açısından paralellikleri düşünülecek olursa 91. Akademi Ödülleri Lee için geçmiş bir travmayı canlandırdı. Peki bu nasıl yaşandı? Kim bu Akademi ve neden ona teşekkür ediliyor? Akademi kazananları nasıl seçiyor? 

Rami Malek, Olivia Colman, Regina King, ve Mahershala Ali

Akademi veya Sinema Sanatları ve Bilimleri Akademisi, Los Angeles’ta kurulan bir film sektörü emektarları organizasyonu. Akademi ödüllerinin kazananını belirlemek için her yıl üyeleri oy veriyor. 2018’den itibaren oy veren üye sayısı 8000’in üzerinde. Bu üyelerin de belli dallara ayrılıyor; bazıları oyuncu bazıları yönetmen vs. Akademi’nin toplam üyelerinin yaklaşık %23’ünü oluşturan oyuncular en büyük dal. 

Akademi Ödülü adaylığı kapmak için de film yönetmenleri veya yapımcıları Akademi’ye başvuru yapıyor. Eğer belli kriterleri sağlıyorlarsa Akademi onları aday adayı konumunda yarışa sokuyor. Bu yarışta da Akademi üyeleri internet üzerinden oy kullanarak aday adaylarını bir tercih sırasına diziyorlar. Yeterince üyenin ilk tercihini oluşturan aday adayı adaylığa yükseliyor ve En İyi Film dışında bütün kategorilerde 5 aday kalana kadar bu süreç devam ediyor. 

Adaylar belirlendikten sonra da ikinci oylama süreci kazananları belirliyor. Bu oylamada oyuncular oyunculuk kategorisinde oy kullanıyor, yönetmenler yönetmenlik… Yalnız En İyi Film kategorisinde tüm Akademi üyeleri oy kullanabiliyor. Akademi eğer bütün filmler izlenmediyse oy verilmemesini tavsiye ediyor. Fakat tavsiyeler tahmin edilebileceği üzere etkin kontrol mekanizmaları değiller. İşte sorun da burada başlıyor. Oy verenler sanatçı olsalar da bütün yapımları ve performansları değerlendirirken aynı titizlik ve dikkatle yaklaşacakları naif bir varsayım oluyor. Bloklaşmalar, arkadaşlara oy vermeler, eğlencesine bebeğine veya köpeğine seçtirmeler, rüşvet, ve daha neler neler… Yılın en çok beklenen ve en çok izlenen, ya da gözümüze sokulan, ödülleri Oscarlar işte böyle oylanıyor.

Bunun ötesinde, herkesin oy kullanmak için eşit özen göstereceğini varsayacak olursak (her filmi dikkatle izleyeceklerini) yine de tam olarak adil bir süreç olduğunu söylemek zor. Wanda Sykes ödül töreninden birkaç gün önce katıldığı The Ellen Show’da Oscar kazananları için tahminleri sorulduğunda son 15 dakikada oy verdiğini söylüyor. Kısaca “black” yazan her şeye oy vermiş. (Ne yazık ki Sykes’ın bu çabası bile BlacKkKalnsman’ın kazanması için yeterli olmadı. Belki bazılarının stratejisi de “green” yazanlara oy vermektir.) Fakat yukarıda ilk belirttiğimiz sorun Akademi Ödülleri’ne özel olurken, bu seferki demokrasinin özünden gelen bir problem: demografik eşitsizlik. Los Angeles Times tarafından 2012’de yapılan bir çalışmada Akademi üyelerinin %88’inin demografik dağılımı şöyle veriliyor: 5100 oy veren üyenin %94’ü beyaz, %77’si erkek, ve %54’ü 60 yaşın üstünde. Bu dağılım aslında oy verme sürecindeki bloklaşma ve arkadaş kayırmayı açıklıyor. Bu tarz istatistikler üyelerin kararlarının hepsini gayrimeşru kılamayacak kadar yüzeysel olmasına rağmen yine de oylamadan çıkacak sonuçların meşruyetini sorgulamamıza yetecek kadar çok şey anlatıyorlar. 

Beril Dide Ölmez

Yorum ekle