CVZ Dergi

La commedia NON è finita… Opera Yeniden Yükseliyor

Opera, Claudio Monteverdi’nin Venedik’e taşınmasıyla doğuşundan 40 yıl sonra halkla buluştu. Önceleri yalnızca zengin veya asil ailelerin eğlencelerinde sahnelenen eserler Venedik karnavallarında bilet satışıyla halka sunuldular ve böylece artık opera özel partilere mahsus değil, halkın bilet parası denkleştirebilecek belli bir bölümününe de hitap ediyordu. Alt katı sıradan insanlar doldururken balkonlar ve localar zenginleri kalabalıktan ayırıyordu. Opera Avrupa’da yayılmaya devam ederken Viyana Devlet Operası’nda her gösteriden 80 dakika önce “standing room” (ayakta durma alanı) biletleri satılıyordu ve fakir ama coşkulu opera severler gösteriyi ucuza izleyebiliyordu. Hatta Viyana’da hala bu uygulama devam etmekte. 

Opera tarihine doyum olmaz fakat ulaşılabilirlik tartışacak olursak kıta üzerinde opera binalarının yükselişini bu yönde atılan ilk adım olarak gösterebiliriz. Farklı bilet kategorilerinin ve gösteri zamanlarının (matine veya suare) da operanın seyircisini genişleten etkenlerden olduğunu söyleyebiliriz. Elbette bunların sadece sanatı halkla buluşturmak gibi yüce duygulardan öne gelen uğraşlar olduğunu öne sürmek naiflik olur. Bu ticarileştirilmenin ardında pek muhtemelen ekonomik kaygılar var. Yalnız ne yazık ki operanın 400 yıllık tarihinde hiçbir pazarlama taktiği operanın elit kesime mahsus olduğu algısını yıkmayı başaramamıştır. 

Don Giovanni, Royal Opera House

Müze ücretleri her zaman opera biletlerinden daha ucuz, tiyatro ve konser biletleri de öyle. Çünkü opera hepsinin ögelerini taşıyor: bir orkestra, bir koro, solistler, dekorlar ve kostümler. Masraflar açısından değerlendirecek olursak operanın diğer sanat formlarına göre daha pahalı bir fiyatı olması şaşırtıcı olmuyor bu açıdan bakınca. Fakat seyircinin demografik değişimini (yaşlanması) sadece ekonomik sebeplere bağlayamayız. Bir zamanlar Napolyon sonrası İtalya’sının yurtsever davasının yüzü haline gelen Giuseppe Verdi operayı dönem gündeminin odağında tutarken 20. yüzyıl sonlarında opera popüler kültürden uzaklaşıyordu (Richard Wagner’in müziğinin Nazi propagandalarıyla araçlaştırılması tatsız bir konu fakat yine operanın dönemin zihniyetine yansımasını örnekliyor.). 

Belki de opera ve popüler kültür arasındaki kopukluğu opera binalarının yeni bestecilerin operalarındansa seyirci toplaması garantili klasikleri tercih etmeleriyle açıklayabiliriz. New York’taki dev, Metropolitan Opera, her sezon La Bohème ve Carmen sahneliyor fakat modern eserler sezon başına bir tane olmak üzere çeşni yerinde kalıyor. Belki de operanın seyircisinin yaşlanması ve sayıca azalmasının sebebi gençlerin eserlerle bağ kuramamalarıdır. Aynı teori tiyatro ve bale seyircisini tartışırken de kullanılıyor. Öte yandan Carmen’in bir son kullanma tarihi olduğu söylenebilir mi? Carmen de insan doğası ve oldukça insani zaafları işliyor aslında, insanların evrimleşmeyen duygularını: aşk, korku, saplantı gibi. Öyleyse değişen insanlar değil de şartlardır belki. 

125. Yıl Galası, Metropolitan Opera

Gençler hala gençtirler fakat 21. yüzyılda genç olmak 20. yüzyılda genç olmakla aynı değil tabi. Bu zamanın gençleri ise sanatı farklı şekillerde deneyimlemeyi tercih ediyorlar çünkü daha fazla seçenekleri var: internetten film izleyebilir, telefon uygulamalarından müzik dinleyebilir, hatta yine aynı uygulamalardan müzik yapabilirler. Gerçeğine 10 adımdan fazla yaklaşamayacakken internette Mona Lisa’nın gözeneklerine, boyadaki çatlaklara ve sandalyenin ahşap desenine bakabilirler. Peki her şey böylesine kolay böylesine yakınken neden operaya gitsinler?

Ama durun, henüz şişman kadın şarkısını söylemedi! Opera dünyası 21. yüzyıl başlarında önemli bir adım attı ve “halk operaya gelmezse opera halka gider” dedi. 1992’de Puccini’nin Tosca’sı besteci tarafından tasvir edilen mekanlarda yine eserin kurgusuna uygun zaman dilimlerinde sahnelendi. Zubin Mehta’nın şefliği altında Catherine Malfitano, Plácido Domingo ve Ruggero Raimondi’yi içeren performans, Avrupa televizyonlarında canlı olarak yayınlandı. Metropolitan Opera, 2006’da dünyada çapındaki sinemalarda canlı yayın gösterimlerine başladı. ABD’de zaten büyük opera evleri televizyon ve radyo yayınları yapıyor, sinema gösterimleri düzenliyorlardı. 2009’da İngiliz Glyndebourne Festivali ilk kez 2007’den bir Tristan und Isolde kaydını internetten indirilebilir bir formatta sundu. Festival 2013 sezonu yapımlarının hepsini çevrimiçi olarak yayınladı. 

Şimdi opera hem iTunes ve diğer streaming servislerinden kolayca ulaşılabilir hem de halkın bütçesine uygun deneyimler sunuyor. Viyana Devlet Operası kendi internet sitesinden canlı yayın yapıyor ve seyirciler hesaplı sanal biletler alarak gösteriyi izleyebiliyor. Bavyera Devlet Operası ise bu servisi ücretsiz olarak sunuyor. ARTE Concert ve medici.tv gibi kuruluşlar güçlü arşivleri ile farklı opera evlerinden seçmeler sunuyor. Metropolitan Opera büyük bir girişim olan MetOpera on Demand servisini başlattı ve çeşitli üyelik planlarıyla arşivlerini operaseverlere açtı. Operavision.eu ise dünyanın dört bir tarafındaki opera evleriyle anlaşmaları sayesinde gösteri kayıtlarını belli bir süre boyunca çevrimiçi olarak erişilebilir kılıyor. 

Opera 400 yaşında olmasına rağmen dijital çağı kucakladı, sizin bahaneniz ne?

Beril Dide Ölmez

Yorum ekle